15 Temmuz Evlat biz Anadolu'da Türk olmadık Nuh'un gemisinde biz vardık, Nemrud'un suratında patlayan İbrahim'in iki lafıydık, Putları kıran eli ve baltasıydık, Yakub'un kırılmayan beli, bükülmeyen bileğiydik, Davud'un dağları titrettiği sesi, demiri erittiği ateşiydik, Talut'un su tatmayan askerleriydik, Süleyman'ın ordusunda asker bizdik, o orduda biz Süleyman'dık, Biz Anadolu'da Türk olmadık, Ademin tövbesi, İdris'in bilgisi, İmran'ın masum Kerimesiydik. Biz Asya'da gözü çekik, Afrika'da kalın dudak, Hicaz'da buğday tenliydik, Somali'de selvi boylu, Ehli Beyt'te asil soyluyduk, Mekke'de Ömer'le kırkıncıydık, Bedir'de Peygamberin arslanlarıydık, Uhud'ta Hamza'nın hıncı, Niğbolu'da Yıldırımın akıncılarıydık, Evlat biz bu topraklarda Müslüman olmadık. Musa'nın yoldaşı Hızır'ı, Belkıs'ın tahtını Babil'e taşıyanın sırrı, Dört kitabın her satırı, Kalu Bela'nın hatı...
Kayıtlar
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Ey Mescitlerin Aksası Ey Babil'e bedel gökyüzünün kapısı İlk gönüller havuzu Peygamberin İsrası Ey Mescitlerin Aksâ'sı Kullukta yönümüz senden geçer Süleymaniye'den Eyüp'ten kıyama duran Basiretle izlenir Uludağ'dan Yunus'un ayak izi gözlenir Mevlana'dan Akdeniz'den selam yollar Hala Sultan Her günün beş vaktinde Kırk gönlü kırık yüzün Haram Mescid'e uzanan işte bu rotası Unuttuk sanma seni Mescitlerin Aksâ'sı Bilmem başka hangi seccadeler taşır sırtındaki ağır yükü Hangi dualara aminler karışır Kucak açar Kabe'nin siyah örtüsü Unuttuk sanma sakın Filistin'i, Kudüs'ü Her gece Aden'den San'a'dan sana yürüyenler Faran dağlarından Buraklara biniyor Bilmem ki İli'ne İsra için her an kaç kul Sübhan diyor Bekle belki Receb'in akşamında bu kez biz geliriz Mirası teslim alır alemi birlikte şenlendiririz İşte o vakit kubbelerinden garipliğin kalkar Kırk gönlü kırık adam mihrabında saf tutar Ayyuk'ta bayram olur şeh...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
İnsan ve Şehir Uzaktan çatıları yeşil Bağlarında dalları göğe merdiven, ağaçlı şehre ne oldu? Ne oldu çetrefil ama kaybolmam dediğim yolları bu kentin Yüksek ama korunaksız burçlarından ok atılan surlar ne de korkak ne zayıfmış böyle Gözlerim, beni sen mi yanılttın, yoksa heveslerim mi? Söyle Çarşılarında tüccarı müflis olmuş bu diyarın Nerede, meleklerin abı civan iksirini tebessüm diye sunduğu tezgahların Ne oldu mümbit tarlalarına, ekinlere ne yaptın, kezzapla mı suladın Oysa ben tek beytini Cennetim diye sevmiştim, Deryalar aşıp sende sükun bulmaya gelmiştim Gümüş yüklü meraların, değil miydi rahmetlere mıknatıs Şimdi, bir çiğ tanesini bölüşmeye can atıyor bin kaktüs Ocakların tütmüyor, konuklar ırda habersiz kaldı Bacalarından aşk püskürmüyor artık, adeta her yana kan saçıyor Okullara yer açtın açalı bağrında bin yıldır, Bak herkes senden diyar-diyar kaçıyor Horozların artık rüyaları delmiyor Perdeleri yüksekteki evlerinden görünmüyor doğular...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Kırk uyurlar Kırk'mıydılar kırık mıydı Hatırlamıyorum ama bildiğim uyur gibi ölü numarası yapıyorlardı. Göz kapakları yarı açık Ama hepsi sanki âmâ'ydı. Ölü'müydüler yoksa geleceğe yollanan gerçek efsanelerin dölü müydüler. Ulu Dağ'ın doğusunda gömülüydüler. Uykuları diri kentin sokaklarından evlere her gece sızıyordu. Sisli, puslu, alçaktan eşiklerden geçerek yokluk tevazusuyla insan şekilli buz kalıplarını ısıtıyordu. Kaç Bin yıl oldu, yada kaç Bin saniye bilmem, ama bir Bin vardı Mübin'in anlamını bilen. Nanometre'nin ölçüye sığdıramadığı bir yerden An'laşma vadisinde sıra bekliyorlardı. Kırık, dökük, silik, bitik, görünüyorlardı. Kırk mıydılar kırık mıydılar? Yoksa Kaf Dağı'nın ırkı mıydılar. Çok depremler, sarsıntılar, çöküntüler oldu, ama onlar mışıl mışıl uyuyorlardı. Herkes ordaydı, ben, ölmüş dedem onun büyük dedesi Adem, birlikte yola koyulduğumuz milyonlarca ikiz kardeşlerim, sonra doğmamış torunlarım, Kabil ve Habil...